fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2013 Pazartesi

Kitap İncelemesi: Mekanik Melek - Cassandra Clare






On altı yaşındaki Tessa Gray, ağabeyini bulmak için okyanusu aşıp Kraliçe Viktorya'nın hükmü altındaki İngiltere'ye geldiğinde, onu korkunç bir sır bekliyordu. Londra'nın Aşağıdünya'sının ıssız sokaklarını vampirler, büyücüler ve diğer doğaüstü yaratıklar ele geçirmişti. Kaosun yerine düzen getirmekse yalnızca Gölgeavcıları'na, kendilerini dünyayı iblislerden kurtarmaya adamış savaşçılara düşüyordu. 
Pandemonium Kulübü'nde çalışan Kara Kardeşler tarafından kaçırılan Tessa, sonunda kendisinin de bir Aşağıdünyalı olduğunu öğrenecekti. Üstelik ender bulunan bir yeteneğe sahipti. İstediği zaman bir başkasına dönüşebiliyordu. 
Kulübün kendini sır gibi saklayan yöneticisi Magister'ın niyeti ise, Tessa'yı ve gücünü ele geçirmekti.

Artemis Yayınları

  SONUNDA BU SERİYE BAŞLADIM.
 Cassandra'nın Ölümcül Oyuncaklar serisinin ilk üç kitabını uzun süre önce bitirdim aslında. Jace yavrum, Simon canımdır. Aslında Cassandra'nın çok büyük bir fanı değilim, ama akıcı ve güzel kitaplardı.  Devam kitaplarının çıkacağına üzüldüm çünkü bence Camlar Şehri'nin sonu güzel bağlanmış, tüm karakterler için gayet uygun bitmişti, o yüzden diğer kitapları almayı düşünmüyorum, uzadıkça tadı kaçan bir seri olmasını istemiyorum. Yine de dayanamam, Isabelle'den, Jace'den, Simon'dan uzak kalamam başlarım ben.
 Bu serinin beni daha çok çektiğini söylemem gerek. Çünkü olay, Gemma Doyle serisinden beri hayranı olduğum İngiltere'de geçiyor ve 1800 yıllarında! Thames Nehri, Hyde Park gibi güzelim yerler hakkında satırlar gördüğümde kendimden geçtim. 
  Ölümcül Oyuncaklar'da daha çok entrika, romantizm vardı. Bu kitap daha farklı, daha derin geldi bana.  Tessa, hiçbir şey bilmeden, ağabeyi çağırdı diye Amerika'dan İngiltere'ye geliyor ve gelir gelmez kandırılıyor. Meğersem Tessa, kendi gücünün farkında bile olmayan bir iblis efendisiymiş! Ama bizim bildiğimiz iblis efendileri gibi değil, üzerinde işaret yok nasıl bu durumda olduğu kitapta açıklanmamış. Artık öbür kitaplarda öğreneceğiz. 

  Sonra Tessa Will tarafından kurtarılıyor. Will, yeni bad boyumuz, hayırlı olsun. İlk andan itibaren Will'i çok sevdim, ama gerçekten bu çocukta karanlık bir taraf var. Will (belli kişiler dışında) insanları kendinden uzaklaştırmak için büyük bir çaba sarf ediyor. Tabi bu noktada aklıma direk Jace geldi, spoiler'e göre Will zaten onun atası sayılıyor. Aynı umursamazlık, alaycılık, yakışıklılık, baş kadın karakteri sinir etme vs vs.
  Jace, Alec'e ve Isabelle'i kendinden uzaklaştırmazdı ya, Will'in de en yakını Jem. Jem sevilmemesi mümkün olmayan bir karakter adeta. Şangay kökenli, gümüş saçlı, nazik, beni sevgi pıtırcığına dönüştüren biri Jem Carstairs. 
image
Derdini öğrenince kendi başıma gelmiş kadar üzüldüm, hak etmiyor böyle olmayı :( Ayrıca Tessa'ya olan ilgisi gözümden kaçmadı değil. İlla bir aşk üçgeni yapacaksın değil mi Cassandra? Şimdi ben Will ve Tessa'nın arasındaki çekimi inkar edecek değilim, Will ne kadar havalara girse de kendinden uzak tutmaya çalıştığı çok bariz. Jem desen, yavrum, tam ideal erkek de ona Tessa yerine başka bir kız bulmak lazım. Bu işin sonu tahminimce Will-Tessa olarak biter çünkü.
  Yalnız erkeklerden konuşurken baş karakteri atladım. Ah Tessa... Bana göre Tessa çok yüzeysel anlatılmış. Nasıl desem, bende yer eden, güçlü bir özelliği kalmadı aklımda. Bir o müthiş şekil değiştirme özelliği, kitap kurdu halleri var. Mekanik melek olayını ve Tessa'nın gerçekten "ne" olduğunu öbür kitaplara bırakmış Cassandra. 
  Jessamine'den bahsetmek de istiyorum. Şimdi Tessa gitti masa başına, kesin Isabelle gibi kız bu diye düşündüm ama yanılmışımmm. Isabelle ne kadar kickass, cesur, sevilesi bir karakterdi. Jessamine tam tersi, Gölgeavcısı olmaktan nefret ediyor, normal bir kız olup evlenmek, sıkıcı sıkıcı işler sürdürmek istiyor. Ona da kızamıyor insan, çünkü en olmadık zamanlarda öyle laflar ediyor ki... Başka bir karakter olarak Sophie'yi çok sevdim. Başına gelenlere rağmen çok güçlü biri ve Will'le olan atışmalarına çok güldüm :D
  Bu kitapta Ölümcül Oyuncaklar'dan tanıdığımız biri var... Sevgili Magnus Bane! Magnus adını görünce gözlerim yuvalarından fırladı ve sevinçten dört köşe oldum. Özellikle "Siyah saç ve mavi göz en sevdiğim kombinasyondur" tarzında bir repliği beni benden aldı, eee, boşuna Alec Lightwood sevmiyoruz biz de :D Tabi o zamanlar Magnus daha o kadar meşhur değil, vampirlerle falan takılıyor. O vampir olayları da oldukça güzel anlatılmış, inşallah ileride kurt adamlara da değinirler. Camille'in hikayesi sayesinde onları daha da merak eder oldum :)
   Spoiler veresim yok ama boş mu bulundum, yoksa tahmin edilemez miydi bilmiyorum ama Magister ve Nate olayları beni çok şaşırttı, Tessa'ya da çok üzüldüm hiç hak etmiyordu yavrum :( 
   Olayları karıştıran Magister var şimdi Valentine yerine. Daha tam olarak ne yaptığını bilmesem de o da melek kanı, iblis kanı ne bileyim bir şeylerin kanını karıştırmak, doğmamış çocukları değiştirmek gibi hobileri var. Otomat olayı da ilginçti, bakalım neler çıkacak altından. Diğer kitapta sanırım Lightwood ailesi de olaylara katılacak, şahsen Gideon-Gabriel Lightwood'u oldukça merak ediyorum, kısacık sahnelerle bile çok hoşuma gittiler :D

Bu fanart'a tek kelimeyle BAYILDIM.



   

1 Ağustos 2013 Perşembe

Kitap Yorumu - Ejderhaların Dansı - George R.R. Martin

 Hallelujah! Sonunda Ejderhaların Dansı bitti ama ben de bittim...
 Beni tanıyan bilir, çok koyu bir ASOIAF serisi fanıyım. Epik fantastik eserlere ısınmamı sağlamış bir seri, aynı zamanda dizisi bence en iyi kitaptan uyarlamalardan biri. Geçen yaz, taht oyunlarını okuduğum bölüme, on dakika sonra televizyonda denk gelip çok mutlu olmuştum. Koyu bir Stark fanıydım ama ah George R.R. Martin sanki inadına Winterfell'i yok etti, herkesi savurdu bir kenara... Khal Drago'yu bağrıma basmıştım, o da gitti. Kimi sevsem yaranamıyorum ama belki de serinin en iyi yanı bu, çünkü ne zaman ne olacağını bilemiyoruz. Şimdi uzun, bol serzenişli, bol spoili bir yazı geliyor!



 Öncelikle, bu kitabı çok uzun zamandır bekliyordum çünkü Kılıçların Fırtınası'nda olanlar olmuştu. Başımızın belası Joffrey de gitmişti, biricik Robb Stark'ım da... Kızıl Düğünler, Mor Düğünler derken arada Martell ler de gelmişti, nedense şu Martell hanesini ve Dorne'u okumak çok hoşuma gidiyor. En önemli olaylar da sonlarda Tyrion'un yaşadıklarıydı.Canım ya, en sevdiğim karakterlerdendir Tyrion ama çok acı bir gerçeği öğrendi, Jaime'nin vicdan azabı sayesinde. Tysha'nın, babasının fahişe olduğunu söylediği ve işkence ettirdiği eski karısının aslında masum bir genç kız olduğunu öğrenip Tywin'i arbaletle öldürdü. Adamın yatağından bir de Shae çıkmasın mı... Nasıl sinir olmuştum belli değil. O değil de ben kendimi çok kaptırdım, konuyu daha fazla dağıtmayayım.


 Kargaların Ziyafeti'nde aslında önemli şeyler olsa da bana durgun geldi. Joffrey'i bile özledim Cersei okumaktan, o derece. Zaten Joffrey aslında kitaba iyi bir renk katıyormuş onu anladım da yerini doldurabilecek Ramsay Bolton yani Bolton piçi var, tam bir piç yani. İğrenç, küfredilecek, zalim karakter ihtiyacını karşılıyor. Bir de Jon Snowcuğum çok az gözüktü, Tyrion ve Dany YOKTU. Theon da...
 Ama Ejderhaların Ziyafeti ilaç gibi! Bir Serçeparmak ve Sansa'nın POVlarının olmasını isterdim onun dışında istediğim karakterler vardı. Bran'i bile gördük, Arya'yı da.
  Kimden  başlasam?
  Theon diyelim bari. Ben kendimi anlamıyorum, Winterfell'e bayılan, Stark hanedanına zarar veren herkese düşman olan  ben, kendi elleriyle Winterfell' yıkıp döken Theon'a bir türlü kızamıyorum. Yok, olmuyor. Nedense hem Theon'a, hem de oyuncu Alfie Allen'e zaafım var. Neyse zaten yaptığı her şeyin cezasını fazlasıyla çekmiş Theon. En son onu Bolton piçinin yakaladığını biliyorduk, sadece yakalamakla kalmamış, türlü işkenceler, dersini yüzmüş, dişlerini kırmış falan. Theon da görünüş olarak resmen yaşlı bir adama dönmüş, kokusu dayanılmaz hale gelmiş.

 "Benim adım Leş, kalleşle kafiyeli."

 Ramsay onu evcil hayvanı gibi kullanıyor, zaten Ramsay Joffrey'den psikopat. Kızları kaçırıp çıplak ve dövülmüş halde ormana atıp, peşlerine tazılar salarak kovalamaca oynayan bir manyak. Sapkın sapkın hareketler... Boltonlar kuzeyi ele geçirmek için Arya Stark diye tanıttıkları aslında hizmetçi olan bir kızı getiriyorlar, sırf törende Theon da yer alsın diye Theon'u giydirip süslüyorlar. Bir Theon bir de Boltonlar biliyor Arya'nın sahte olduğunu, gerçek Arya ise uzaklarda öldürme sanatını öğreniyor, hey gidi hey. Bu arada Theon yaşadığı acılar yüzünden biraz delirmiş. Cidden yazık ya, çok üzüldüm onun için. Sadece gerçek babasına kendini kanıtlamaya çalıştı, ama gitti Robb'a ihanet etti. Sonra babası da ona ihanet edip kurtarmaya yanaşmadı. Bu kadar işkence görmesi de çok acımasızca. "Dönek Theon" diyor herkes ona.
 Tyrion nasıl da özletmiş kendini. Varys, sevgili kaçağımızı bir gemiyle ziyaret eden Grifflerin yanına gönderiyor onu ama... Şimdi buraya kadar geldiyseniz zaten spoinin dibini aldınız ama şimdi en büyük spoiler geliyor... Devam etmek istiyor musunuz?
  
 Meğersem Griff dedikleri çocuk Aegon Targaryen'miş, hani Dağ tarafından öldürüldü sanılan çocuk, Dany'nin yeğeni! Yani bir tane daha Targaryen çıktı meydana, hadi bakalım. Bunca zaman Jon Connington tarafından yetiştirilmiş, Varys'in desteğini almış biri. Aegon da halası Dany'yi bulma yolunda . Tyrion bunu keşfediyor ama sonra talihsizlikler silsilesiyle kimin eline düşüyor? Jorah Mormount! Jorah'ın hain olduğunu anlayan Dany onu kovmuştu ama o alıyor yanına Tyrion'u, yollara düşüyor ama başlarına gelmeyen aksilik kalmıyor.
  Dany demişken Dany'nin Meeren'de olduğunu duyan geliyor. Dany kısımlarını unutmuşum önceki kitaplarda bir Astapor, bir Yunkai şehirlerini hatırlıyorum ama yok ya özgür şehirlerden hoşlanmıyorum ben, Westeros iyidir. Neyse Dany Meeren'i yönetmeye çalışıyor, köleliği kaldırtmaya çalışıyor falan filan ama Dany iyice soğuttu beni kendinden. Hiçbir şeyi doğru düzgün yapamadı, yönetici falan olmazmış ondan bunu anladık. Herkes de onun peşinde, yok köle tacirleri, Martell prensi ( Hayret, ben onu da sevemedim. Koskoca Martell lerin en itici, en güçsüz karakteri, gitmiş prens olmuş), Victorian Greyjoy, Aegon, Daario Naharis... Hiçbiri bir Khal Drogo değil, kusura bakmasınlar. O kadar sorunun üstüne bir de ejderhalar iyice azıtıyorlar, insanlara saldırmaya başladıklarında Dany Drogon hariç hepsini kapatıyor zindana. Drogon alıp başını uzaklara gidiyor. Zaten Dany her şeyde çuvalladı, dedim ya sevemedim onu. Durumu da sona bakılırsa pek parlak görünmüyor...
  Joncuğumun işi başından aşkın... Lord Kumandan olunca çocuğa bir durgunluk geldi, otoriterlik geldi. Hala onu Stannis'in teklifini kabul ederek Winterfell'de görmek isterdim, hem Val da güzel kız, alırdı yanına. Ama Jon görevini seçti. Ötekiler'e karşı aldı yabanılları Sur'a tabi herkes Jon'u alt etme peşinde. Jon'un akıbeti hakkında daha fazla bilgi vermeyeceğim, sondan dolayı üzülüyorum çünkü :(
   Stannis tüm aileyi Sur'a topladı. Stannis'in bir Sur'a yardım ettiği için sevmiştim, bunu da Jon'un kafasına hep kaktı zaten. Kraliçe Selyse çok uyuz, ama Stannis'in arkasında Melissandre olduğu sürece sırtı yere gelmez. Açıkçası kitaptaki inanışlardan R'hllor en çok inandırıcı bulduğum, sonuçta Melissandre ateşe bir iki sülük attı anında üç kral öldü. Melissandre'yi de Robb'un ölümünde parmağı bulunmasına rağmen çok seviyorum ya. Zaten bir o bir Theon nefret edemediğim karakterlerden. Jon üzerinden bin bir türlü entrikalar yaptı ama...
   Arya ve Bran'ı az gördük ama Arya eğitime devam ediyor, Bran ise bambaşka alemlere, diyarlara gitti ama üç gözlü kargayı bulmasına sevindim.
  Şimdi düşününce kitapta öyle olayların akışını çok etkileyecek bir şey olmadı, Bran'ın, Dany'nin ve Jon'un akıbetini bilmediğim için böyle konuşuyorum tabi. George R.R. Martin daha Kış Rüzgarlarını bitirmemiş... Yani ne desem boş, o bitirecek de yayınlayacak da bizimkiler yayın haklarını alacak, çevirecek de... Bir de hala çözüme kavuşturulmamış bir sürü olay var, onları nasıl bağlayacak merak konusu. George amca o kadar da genç değil .

(Saygımdan bir şey demiyorum...)

  Şimdi işin gücün yoksa Kış Rüzgarlarını bekle...



(Ah Theon, o eski halinden eser yok şimdi...)

 
(Dany de çok çekti bu kitapta...)


(Adamın dibi)


(Hahaha favori giflerimden... Lord kumandan rocks...)


  (Bol bol gördük ikisini...)






22 Temmuz 2013 Pazartesi

Kitap Yorumu : Serseri - Rachel Vincent

" Tepeden tırnağa Amerikalı bir yüksek lisans öğrencisi gibi görünüyorum. Ama ben kedi adam soyundanım; isteyince kocaman bir kediye dönüşebiliyorum. İki farklı dünyam var.

Ailem ve Gurur sürüm benim için planlar yaptıysa da, türümün devamını getirmem adına yapılan bütün bu baskılardan kaçtım ve kendime normal bir hayat kurdum. Ta ki o Serserinin saldırdığı geceye kadar. 
Serseriler hakkında uyarılmıştım; bunlar, devamlı benim gibi çekici, dişi ve doğurgan kediler arayan, Gurur sürülerine bağlı olmayan kedi adamlardı. Ben karşıma çıkanla baş edebilmiştim, ama sonradan iki bekâr hemcinsimin ortadan kaybolduğunu öğrendim.

Gurur sürümün beni geri çağırması için bu tehlike sinyali yeterliydi Güya bu kendi güvenliğim içindi. Ya, tabii. Ama ben uysal bir yavru kedi değilim. Arkadaşlarımı bulmak için karşıma her ne ya da her kim çıkarsa çıksın üstesinden geleceğim. Kollayın kendinizi, Serseriler… çünkü keskin pençelerim var ve onları kullanmaktan çekinmem."

 Pegasus Yayınları

Stray (Shifters, #1)
  

  Serseri'den pek emin değildim. Normalde Goodreads'e bakmadan, insanların tavsiyelerini almadan, yorumları falan incelemeden kitap almam, Serseri'yi tesadüfen aldım, büyük bir istisnaydı benim için. Ama beklentilerimin oldukça üstündeydi.
   Ben her zaman vampirler yerine şekil değiştirenlerle ilgili hikayeleri okumayı tercih edenlerdenim ama ilk defa kedi adamlarla karşılaştım. Kedi adamlar ikiye ayrılıyor, Gurur sürüleri ve Serseriler diye. Serseriler başıboş, saygınlığı olmayan kedi adamlarken Gurur sürüleri saygın aileler. İşte baş karakterimiz Faythe, kendi Gurur sürüsünün varisi, günün birinde babasının sağ kolu Marc ile evlenip çocuklar doğurmak, kedi adam soyunu devam ettirmek zorunda ama Faythe hiç bunları kabul edecek bir kız değil. Hatta en son istediği şey bu, kendini evlenmeye hazır hissetmiyor ve resmen sırf babasına karşı çıkmak için aşık olduğu adam Marc'ı terk ediyor. Kendine üniversitede normal bir hayat kurmaya çalışırken, Gurur sürülerinin dişilerini kaçıran serserilerin haberi geliyor, hem de kimle? Marc ile! Zaten Faythe, üniversitede bile özgür değil, babası kedi adamlara sürekli Faythe'yi izlemeleri için komut veriyor. Neyse, Marc onu korumak için sürünün yanına, eve götürüyor.
   Olaylar hakkında spoiler vermek istemesem de karakterler hakkında konuşmak istiyorum. Faythe tam bir kickass  ama kitap boyunca deli etti beni, ne bileyim, fazla sevemedim. Hep kendini bildiğini okuması, dikkatsiz olması, Marc'a ve Jace'e davranışları... Gıcık oldum. Güçlü ama çok rahatsız edici biri, buradan Marc ve Jace'e sabır diliyorum :D
   Kitapta birçok erkek var, Faythe'nin erkek kardeşleri, sürünün üyeleri... Hepsi birlikte çiftlikte yaşıyorlar. Benim çok hoşuma gitti aslında, kim kedi adamlarla dolu bir evde yaşamak istemez ki?
   Tabi Faythe kitapta iki erkek arasında kalıyor, klasik. İlk başta kesinlikle Team Jace havalarındaydım, Jace Faythe'nin kardeşi Ethan'ın arkadaşı, sürünün bir üyesi ama Faythe ile evlenecek kadar üst düzeyde değil. Faythe eve geldiğinde Jace ona oldukça "sıcak" bir karşılama veriyor. Bir nevi kardeş gibi yetişseler de aralarında hep bir çekim olmuş, ama bunu ileri götürmemişler. Jace de Faythe eve döndüğünde bunu daha çok belli etmeye başlıyor. Ama ben nedense aralarında sevgi değil sadece bir çekim olduğunu düşünüyorum. Aşık olduğunu hissettirmiyor Jace, Faythe desen hiç romantik biri değil.
   Ama Marc, Faythe'in odasına geldiğinde ve eskilerden konuştuklarında kararım tamamen Marc'a döndü, tamam Marc Gurur sürüsünü çok önemsiyor ama Faythe'e bildiğin aşık. Ayrıca o korumacı tavırları da çok çekiciydi, tamam mı? Aslında Marc tam sert, sadece sevdiği kıza karşı yumuşak davranan, maço erkek tipi ama bu kitabın sonunda tamamen Team Marc'ım. Hele Faythe'e "Beni bırakma" deyişi yok mu... Tabi Faythe ne yaptı... :@ O kadar onu seven bir adam buldu ve artık söylemeyeyim ne yaptığını,  kitaptaki en büyük aptallığını yaptı diyebilirim ancak. Bir de Marc'ın bir tek olayların tek sorumlusunu Jace olarak görüp ona sürekli saldırmasından hoşlanmadım, Faythe de Jace'e karşı boş değil ama dayak yiyen zavallı Jace oluyor :(
    Alışveriş listemde daha çok kitap var ve hala Ejderhaların Dansı Kısım 2'yi okuyorum ama serinin devamını almayı düşünüyorum. Paranormal kitapları seviyorsanız ve maço bir (bir değil. Faythe'nin kardeşlerini de eklerseniz bayağı bulabilirsiniz) book boyfriend arıyorsanız okuyabilirsiniz.

Fancast'ım:


Marc hihihihi :D


Megan Fox'tan süper bir Faythe olur...

fashion-love-and-life:

luke mitchell | Tumblr on @weheartit.com - http://whrt.it/10vY538
Tam bir Jace...


17 Temmuz 2013 Çarşamba

Çevrilmesini Dört Gözle Beklediğim Seriler



 1. Lunar Chronicles: Marissa Mayer'in kaleminden çıkan bu kitaplar, tam da benim gibi modern masal severlere uygun. Konusunu, yorumları gördükçe çıldırıyorum. Bu seride hem Cindrella, hem Kırmızı Başlıklı kız, hem uzaylılar var, distopya ve fantastik, modern masal... Kaçmaz :)) Ayrıca novellaları da bulunuyor.

Cinder (Lunar Chronicles, #1) Scarlet (Lunar Chronicles, #2) ...

2. Maze Runner: James Dashner'in bu serisini aslında çekilmekte olan filmiyle fark ettim. Baş karakterleri Skins'ten beri bayıldığım Kaya Scodelario ve hala Teen Wolf'ta hasta olduğum, öhöm öhöm, Dylan O'Brien paylaşıyor. Konusu ise ilgi çekici, bir labirente kapatılmış ve hiçbir şey hatırlamayan çocuklarla ilgili.

Maze RunnerThe Scorch Trials (Maze Runner, #2)The Death Cure (Maze Runner, #3)
               
 

  3. The Tiger Saga: Hint mitolojisi barındıran bu serinin yazarı Colleen Huck. Mitolojiye, Hindistan'a bayılan biriyim (Gemma Doyle üçlemesini benim gibi olanlara tavsiye ederim!), bunun yanında kitaba muhteşem kapakları sayesinde de vuruldum. Kitaplığımda orijinal kapaklarıyla olmalarını o kadar çok isterdim ki :) Konusu, Kelsey adındaki bir kızın çalıştığı sirkte kaplanla kurduğu bağ ve çözmeye çalıştığı binlerce yıllık bir lanet.
    Tiger's Curse (The Tiger Saga, #1) Tiger's Quest (The Tiger Saga, #2) 
     Tiger's Voyage (The Tiger Saga, #3) Tiger's Destiny (The Tiger Saga, #4)
     
 4. Delirium: Lauren Oliver'ın serisi bu aralar çok konuşuluyor. Eşleşme'nin çevrildiği gibi, benzer konuya sahip bu distopyanın da yakında çevrileceğine inanıyorum. Bu kitapta ise aşkın bir hastalık gibi görüldüğü ve kurtulmak için tedavi olunan bir gelecekten bahsediyor. Kapaklarını şahsen pek beğenmedim, daha yaratıcı ve güzel bir tasarım yapabilirlerdi. Ayrıca birçok novellası da var. 

Delirium (Delirium, #1) Pandemonium (Delirium, #2) Requiem (Delirium, #3)

 5. The Iron Fey : Iron Fey'de, changeling teması işleniyor. Bu tema, orijinal dilinde Amanda Hocking'in Trylle serisini okurken ilgimi çekmişti, orada troller değiştirilirken, Iron Fey serisinde periler çocuklar ile yer değiştiriyor. Perileri sevenler için oldukça güzel bir seri olduğunu duydum, birçok peri çeşidinin bulunduğu ve Julie Kagawa'nın yaratıcılığını iyice konuşturduğu bir seriymiş :) Ayrıca yine novellaları var, bu aralar novellalar çoğaldı mı ne? Her serinin novellaları var :D
The Iron King (The Iron Fey, #1) The Iron Daughter (The Iron Fey, #2) The Iron Queen (The Iron Fey, #3)  The Iron Knight (Iron Fey, #4)


 6. Airhead: Meg Cabot en sevdiğim yazarlardan biri. Airhead oldukça ilgi çekici, aslında Artemis Yayınları tarafından ilk kitabı "Beyinsiz" adı altında çevrildi ama herhalde beklenen ilgi gelmeyince devamı gelmedi. Konusu, Em Watts adındaki karakterimizin, bir kaza sonucu beyin ameliyatı geçirip kendini bir süpermodelin, Nikki Howard'ın yerinde bulmasını anlatıyor. Umarım diğer kitapları da çevrilir de mahrum kalmayız bu seriden :D Anlatımı, karakterleriyle güzel bir chick-lit.

Airhead (Airhead, #1) Being Nikki (Airhead, #2)  Runaway (Airhead, #3)Beyinsiz

Türkiye edisyonunu kesinlikle daha çok beğendim :)

İşte böyle, bir yazının daha sonuna geldik. Sizin de önerileriniz varsa, yorum yapabilirsiniz, bu beni mutlu eder :)